Arch kurmaya nasıl karar verdiniz ?

Cevapla
SpaceZz
Mesajlar: 2
Kayıt: 27/11/16 - 14:33
Dağıtım: Manjaro
Mimari: 64 bit
Sürüm: 16.10
Masaüstü: XFCE
Ekran Kartı: Nvidia 710M
    unknown unknown

Arch kurmaya nasıl karar verdiniz ?

Mesaj gönderen SpaceZz » 08/12/16 - 00:37

Herkese iyi forumlar.

Ben 1 bilemedin 2 aylık bir linux kullanıcısıyım. 2 ayda ne kadar bilgi edinile biliniyorsa bende o kadar bilgi edindim. Forumlarda insanların sorunlarını verilen cevapları takip ediyorum. Başıma gelse ben kendim nasıl çözüm üretirim diye düşünüyorum falan. Paket yöneticisinde yüklü olan programlara falan baktığımda 200 300 sayı çok uzun. 100 tanesi gereksiz kullanmadığım şeyler olsa da diğer 100 200 paket yine çok fazla geliyor gözüme. Bende arch kurmayı her planladığımda kurulumda yapmam gerekenler kurulumdan sonra yapmam gerekenler derken gözüm korkuyor.

Acaba arch kullanıcı olan sizler ilk nasıl karar verdiniz ve kurulumda bu kadar şeyi gerçekten teker teker kuruyor musunuz ? Kurulumlar da hep sonuçta en fazla bir masaüstü ortamına kadar oluyor sonuçta. Sonrası kullanıcının kendi isteği ama gparted thunar gibi şeylere zorunlu ihtiyaç var bunları da mı teker teker aklınızdan yüklüyorsunuz.

serhatcevikel
Mesajlar: 5
Kayıt: 10/12/16 - 00:03
Dağıtım: Arch Linux
Mimari: 64 bit
Sürüm: Rolling Release
Masaüstü: LXQt, LXDE
Ekran Kartı: Nvidia GeForce GTX 970M
    unknown unknown

Re: Arch kurmaya nasıl karar verdiniz ?

Mesaj gönderen serhatcevikel » 12/12/16 - 13:45

Değerli SpaceZz,

Archlinux kurmaya karar verme süreci, aslında "Windows" tipi bir kullanıcı olmaktan "Unix" tipi bir kullanıcı olmaya giden yolun, ikinci basamağıdır. Birinci basamağı, "koy ve çalıştır" mantığında kolay kurulabilen, kullanıcı tercihlerini gerektirmeyen "hazır" bir distro ile başlamaktır - genelde Ubuntu olur bu. Unix tipi bir kullanıcı olmak için iyi bir ilk adımdır, Windows mantığından çok fazla uzaklaşmanızı gerektirmez.

"Windows" tipi bir kullanıcı, GUI'ler (grafik kullanıcı arabirimi) üzerinden işini görür, hep çift tıklar. İşletim sistemi, onun için aslında Unix tipi kullanıcıların sadece "Desktop Environment" dedikleri ve Unix dünyasında herhangi bir paket toplamından ibaret olan görünen yüzden ibarettir. Arka planda işletim sisteminin nasıl işlediğini bilmez, istese de Windows bu işleyiş ile arasına "binary" bir duvar örer. Konfigürasyon detaylarını Registry Editor'den görebilir ancak, command prompt'a ise pek ihtiyaç duymaz. Bilgisayardaki işlerini otomatize etme, adımlarını yazılı olarak kaydetme ve bir programı tercihlere (argümanlar, flagler veya opsiyonlar) göre kişiselleştirerek çalıştırma gibi düşünceleri yoktur.

Unix tipi kullanıcı ise, Eric S. Raymond'un, açık kaynak kodlu yazılımların "kazara" devrimini anlattığı "The Cathedral & The Bazaar" kitabının bir nolu ekindeki "How to Become A Hacker" (Nasıl Hacker Olunur) başlıklı yazısındaki kullanıcı tipidir. Bu yazının en güncel hali http://www.catb.org/esr/faqs/hacker-howto.html adresinde bulunabilir. Bu arada, ilgili yazıda tanımlandığı üzere, "hacker", başkalarının bilgisayarına gizlice girmeye çalışan kişiler değil - kitap bunlara "cracker" yani kırıcı der - bilişim araçlarını kullanarak veya yeni yazılım araçları geliştirerek sorunları çözen kişiye denir. Bill Gates veya Steve Jobs kadar meşhur olmasalar da, 1970'lerde ilk Unix sistemini ve/veya C programlama dilini icat eden veya katkıda bulunan Dennis Ritchie, Ken Thompson, Brian Kernighan, Bill Joy, sonrasında ise dolar milyarderi olmak yerine kendilerini açık kaynak kodlu program ve işletim sistemlerinin gelişimine adayan Richard Stallman, Linus Thorvalds gibi "kahramanlar", ilk akla gelen gerçek "hacker"lardır. Unix tipi "hacker"lar, GUI yerine CLI (komut satırı arabirimi) kullanırlar, ve internet camiasında gerçek isimlerini kullanmaktan çekinmezler. 2011 yılında aynı hafta içinde ölen ve ismi geniş kitlelerce bilinmeyen mütevazi Dennis Ritchie olmasaydı, adına filmler çekilen Jobs'un üzerine ürünlerini geliştireceği bir işletim sistemi ve yazılım tabanı olamazdı.

Ubuntu ve benzeri kolay kurulumlu ve bol GUI'li bir sürüm, Unix ve Linux dünyasına alışmak için iyi bir fırsattır, iyi kullanılırsa. İyi kullanmaktan kastım, GUI'lerden uzaklaşarak, mümkün olduğunca CLI üzerinden işleri görmek, işletim sisteminin "internal"larını öğrenmeye çalışmak, GUI'ler üzerinden access edilemeyen toolları kullanmak ve bunların sağladığı müthiş hız ve esneklikten etkilenmek (örneğin ls, find, ssh, rsync, grep, curl, cp, mv, echo, cat, diff, head, tail, tee, wc, tr, xargs, which, nmap, sed, ps, netcat vs gibi toollar, pipeline ve redirect gibi stdin/stdout toollarını kullanmak), işletim sisteminin konfigürasyonlarını kişiselleştirmek, /etc klasörünün altında gezinmek, mouse yerine key bindingleri kullanmak ve bu key bindingleri kullanan programları (örneğin vim, screen) tercih etmek, .bashrc 'yi edit etmek, bash scripting sanatına giriş yapmak ve sıklıkla yapılan işlemleri bash scriptlere dökmek ... olarak tanımlanabilir. İlk etapta Ubuntu çoğunlukla mevcut işletim sistemini - yani Windows - silmeden dual boot olarka boş bir partisyona kurulur. Başlarda Windows açılırken Linux daha az kullanılır. Zamanla durum tersine döner ve Windows boot edilmemeye başlar. Windows ihtiyacını karşılamak için Vbox veya benzeri bir sanallaştırma programı ile Windows Linux üzerinde bir program olarak kullanılır artık.

Bir zaman sonra Ubuntu'nun bir power user'a yeterince hitap etmediği anlaşılacaktır. Mesela, ticari bir şirket tarafından desteklenen Ubuntu'da, stability ön planda olduğundan hazır paketler hızlı güncellenmez ve çoğu zaman 2 sene önce release edilmiş sürümler kullanılır. Bir Windows kadar olmasa da bloatware'dir. Unity'nin ne kadar sistem kaynağı kullandığı, bilgisayarın tıkandığı bir noktada LXDE'nin yüklenmesi sonrasında anlaşılacaktır. Bu noktadan sonra, Unix benzeri işletim sistemlerinin, Windows'da olduğu gibi mahkum olunan bir tool seti olmadığı ve seçeneklerin varolduğu görülecektir. Bilgisayara ilk Ubuntu kurarken, sorulmayan veya sorulsa bile default ayarlarla geçilen bir takım konuların performans açısından önemi görülecektir: swap partition ne kadar büyüklükte olmalı, primary partition dışındaki partitionlarda file system olarak NTFS mi ext4 mu kullanılmalı gibi soruların cevapları aranmaya başlar. Zaten NTFS ile tüm bağların koparılıp tamamen ext4'a dönülmesi, Windows dünyasına artık sırt çevrilip yüzün Unix dünyasına döndürülmesinin bir manifestosu gibidir - çünkü Windows ext4'u özel toollar olmadan göremez bile, tersi geçerli olsa da. Desktop environmentlar araştırılır ve hangisinin, en az sistem kaynağı kullanarak, iyi çözüm sağladığına karar verilmeye çalışılır. Ve en ilginci, Unix/Linux'a dair çeşitli konularda yapılan internet aramalarında çoğu zaman Arch Linux wiki sayfaları en yararlı kaynaklar olarak ortaya çıkar.

Benim için aslında dönüm noktalarım performans odaklı yeni bir bilgisayar aldığımda, performans odaklı, beni yarı yolda bırakmayacak (paket desteği vs olan) ve kişiselleştirilebilir olma özelliklerine sahip hangi distroyu seçmem gerektiğiyle ilgili yaptığım araştırmalardır. Diğer bir dönüm noktam ise Ubuntu/Lubuntu kullandığım eski bilgisayarımda, Ubuntu'yu 14'ten 16'ya upgrade ettiğimde yaşanan sorunlar olmuştur.

Archlinux ile ilgili yaptığım araştırmalarda, örneğin pacman'ın üstünlükleri, kullanım kolaylıkları ve hızını a. Debian tabanlı distrolarda 4 ayrı komutla yapılan (apt-get update/upgrade/dist-upgrade/autoremove) bakım işlemleri pacman'da tek komuttur (pacman -Syyu), ve pacman bu işlemleri çok daha hızlı yapar, gerekirse en hızlı mirror'ları tarayıp ufak bir ayar ile mirror değiştirebilirsiniz. Official repository'lerde Arch'ta 10 bin civarı, Ubuntu'da ise 50 bin civarı paket vardır. Ancak kullanıcılar tarafından oluşturulan paketleri içeren AUR'u kattığınızda Arch, Debian ve Ubuntu'nun gerisinde kalmaz hatta öne geçer. AUR paketleri de kullanıldığında, yaourt gibi bir front end ile yine tek komutta (yaourt -Syyua) tüm güncellemeler yapılır. Ve Arch'ta paketler çok günceldir, "bleeding edge"dir: Kendi sitesinde piyasaya sürülen yeni sürüm en fazla 1-2 gün sonra repository'dedir ve güncellenir.

Ve en önemlisi, Arch'ı hiçbir zaman upgrade etmeniz gerekmez, rolling release'dir, hep en güncel sürümdedir. Her gün gerekli bakımların (yani pacman veya yaourt ile -Syyu) yapılması, örneğin Windows 95'ten Windows 10'a, hiçbir zaman tekrar kurulum yapmadan zaman içinde otomatik olarak geçmiş olmaktır.

Arch'ı istediğiniz gibi kişiselleştirirsiniz. Kurulum bittiğinde ortada bir Desktop Environment yoktur. Bunu seçmeniz gerekir ancak yüklemesi kolaydır. Ben şu anda LXDE'nin Qt port'u olan LXQt'yi kullanıyorum. Ancak LXDE de yüklü. Çünkü LXQt çok yeni bir platform ve bazı güncellemelerde 1 günlük kopmalar olabiliyor (Bunu da yaklaşık 5 aydır sadece bir kere yaşadım), yedek bir DE olmasında fayda var. Ubuntu'da farkında olunmayan bir display manager da seçilmelidir (mesela SDDM). Bunların ayarları, GUI'ler ile değil, config dosyalarına gerekli satırları ekleyerek yapılır. DE'yi configure ederken de, istenen key bindingler, file extension için default programlar, ses ve parlaklık ayarları da, GUI'den yapılabileceği gibi, Arch zihniyetindeki bir sürüm kullanıcısının, yine config dosyalarıyla oynayarak yapması "Unix" yoludur. Bunların nasıl yapılacağının cevabı, Mr. Google'a doğru soruların sorulmasıyla çözülebilir. Userland'deki belli programları değiştirebilirsiniz. Mesela LXQt, Connman'ı default olarak getirirken, ben alıştığım - ancak biraz bloatware olan - NetworkManager'i kurdum. Araştırmalarım şimdilik NM'in daha iyi bir çözüm olduğunu gösteriyor, ancak ileride fikrim değişebilir. File Manager ise eski Windows sürümlerinin file managerlarını hatırlatan pcmanfm-qt. Doğru şekilde konfigüre edilirse (default view, vs), nautilus'dan çok daha kullanışlı olduğu görülecektir. Dileyen bunun yanısıra mc gibi TUI tabanlı bir file managerı da kullanabilir. Default shell, tüm Linux'ta olduğu gibi Bash. Ancak /etc/passwd dosyasını editleyerek, çok kolaylıkla zsh, fish gibi başka bir shell'e de geçebilirsiniz. Bunların kurulumu da pacman'den saniyelik bir olay.

Arch kurduğunuzda, başlarda wireless bağlantı hemen çalışmayabilir, takılabilir. Mouse titreyebilir, display manager'dan DE session'a login olurken sistem takılabilir. Ancak güzel olanı, bu sorunları çözmek üzere forumlarda gezinirken ve bilgisayarınızın kaput altındaki dosyalarını kurcalarken, aslında bir işletim sisteminin tüm çalışma detaylarını öğreniyor olmanızdır. Şu ana kadar Arch Linux'da çözemediğim hiçbir sorun olmadı.

Paket yöneticisinde gözüken programların sayısı göz korkutmasın. Bunların bir kısmı, GNU/Linux'un kendi utilityleridir ve standart kütüphaneleridir, kurulumla gelir. Bir ls, grep, vs. yüklemeniz gerekmez. Ayrıca bir pakedi (mesela bir DE) yüklediğinizde "dependency" (bağımlılık) tree'den dolayı, gerekli birçok diğer pakedi de otomatik olarak yükler. pacman ve yaourt, dependencyleri bulup otomatik yükleme konusunda çok uzman paket yöneticileridir.

Bunun dışında bir kaç aylık Linux deneyimi sonucunda standart sürümlerde olmayıp yüklediğiniz ve lüzumlu gördüğünüz paketler varsa, ilk kurulumdan sonra bunları yükleyebilirsiniz. Paket isimleri her zaman aynı olmasa da pacman ve yaourt da paket ismi araması yapmak veya pkgfile pakedini yükleyerek paketler içinde dosya ismi araması yapmak mümkündür. Mesela ben, Ubuntu'da çok kullandığım R, vim, screen gibi paketleri Arch'a geçer geçmez hemen yükledim. Büyük ihtimalle istediğiniz paketler official repo veya AUR'da vardır. Yoksa da, pakedin kendi reposundan kaynak kodu indirerek, ./configure, make, make install komutlarıyla derlenerek kurulabilir veya kaynak kodu abs'de (arch build system) varsa buradan kurulum yapılabilir. Herşey Arch wiki'de yazıyor!


Kısaca, eğer ilk Linux deneyiminde, GUI'den öteye geçerek, Unix toollarını tanıma ve işletim sisteminin gerçek işleyişine dair detayları öğrenme, ve bunları CLI'dan yapma şansınız olduysa ve yine ilk Linux deneyiminizde, kullandığınız sürümün size yetmediği, beklentilerinizi karşılamadığı, yeterince kişiselleştirilebilir olmadığı ve paketlerin eski kaldığını düşünüyorsanız, Arch'a geçme zamanı gelmiştir.

Önemli not: Arch kurarken ilk etapta wifi'de sorun olabilir, bir ethernet bağlantısı olması faydalıdır. Ayrıca DE kurulana kadar bir browser kullanamayacağınızdan (her ihtimale karşı "lynx" pakedini kurarsanız, text based bir browser kullanma imkanı verir, hiç yoktan iyidir), kurulumda ikinci bir bilgisayardan - veya telefondan - internete girip, forumları araştırma imkanınız olması da iyi olur. Arch Linux forumunun ana başlıkları zaten adımları tüm detayıyla anlattığından, adım adım uygulamanız yeterlidir. Ancak bu adımları, kuruluma başlamadan önce okuyup, önemli kararları (mesela partitionların sayısı, büyüklüğü ve file systemleri, swap size, vs) önceden vermeniz de bence gereklidir, yoksa kurulumun ortasında bunlar için vakit kaybedebilirsiniz. Bir de, uyguladığınız adımları bir text file'a kaydederseniz, baştan almanız gerekirse, son geldiğiniz noktaya daha hızlı ulaşırsınız, hem de bash scripting'e alışma yolunda bir adım atmış olursunuz (text dosyasında komutların başına #!/bin/bash satırı ekleyip, dosyayı "chmod +x dosyayolu/dosyaadı" komutu ile executable yaparsanız, elinizde bir bash script olur. Eğer $PATH ortam değişkenindeki dosya yollarından birine - mesela /usr/bin - , bu script dosyasına giden bir symlinki ln -s ile eklerseniz veya scriptin bulunduğu dosyayolunu $PATH değişkenine export ile ve .bashrc içinde eklerseniz, her yerden çalıştırabileceğiniz kendi komutunuzu yaratmış olursunuz).

Kolay gelsin


Son not: Şimdi farkettim, zaten upstream'i Arch olan Manjaro kullanıyorsunuz. Manjaro da pacman kullanıyor, büyük ihtimalle paket isimlerini aynen alacaksınız. Buradaki komutlar ile, manjaro - arch geçişiniz çok daha kesintisiz olabilir:
http://superuser.com/questions/1061612/ ... stall-from

Manjaroda:
pacman -Qqen > pkglist.txt

Arch'da:
pacman -S - < pkglist.txt

Bir de GNU parted yanlış hatırlamıyorsam default geliyor. Image'i USB'ye kurduktan sonra hazır oluyor. Önemli olan partitionlarına karar vermen. NTFS'i tercih etme, eğer özellikle dual boot kurup partitionlardna birini Windows'tan da kullanmayacaksan.

SpaceZz
Mesajlar: 2
Kayıt: 27/11/16 - 14:33
Dağıtım: Manjaro
Mimari: 64 bit
Sürüm: 16.10
Masaüstü: XFCE
Ekran Kartı: Nvidia 710M
    unknown unknown

Re: Arch kurmaya nasıl karar verdiniz ?

Mesaj gönderen SpaceZz » 14/12/16 - 00:46

Öncelikle yazmış olduğunuz bilgi deneyim dolu yazınız için çok teşekkür ederim.

Ben windows kullanıcısı olarak işimi hayli hayli görüyordum. Ama her seferinde aklıma program yüklemeden şişen windows klasörleri AppData falan bilmem neler takılıyordu. Onları silince de orada verisi bulunan programlar kullanılamıyordu. Bu durum beni rahatsız ediyor, benim haberim dışında arkada bir çok şey oluyor gibi geliyordu. İnternet'te dağıtımları incelerden Arch dağıtımın tam benim istedim şey olduğunu öğrendim ve yüklemeye karar verdim. Ama daha sonra yükleme kısmını incelerden benim kafam windowstaki mavi ekran gibi oldu. Bu şekilde düşünürken forumdan bir kişi bana manjaroyu önerdi. Archa geçiş aşamasında daha iyi olur dedi. Kafama yattı ve manjaroyu kurdum. Ama tabi asıl amacım olan Arch kurmak hala aklımda olan, unuttum bir şey değildi. İşimi çoğu zaman terminalden halletmeye çalışıyorum. Uygulamalara da ihtiyacım oluyor tabi ama bunu en aza indirmeye çalışıyorum.

Kurulum için anlatmış olduğunuz kısımlarsa bana gerçekten çok yardımcı oldu. Kurulumu kafamda canlandırmama, nelere ihtiyacım olacağı konusunda güzel bir kaynak oldu. İnternet konusu gerçekten önemli bağlanmazsam öylece ortada kalırım. Şuan evde değilim. Evde wifi dışında kablo ile de internete bağlanabilirim. O yüzden kurulumu eve gidene kadar erteliyorum. Ama eve gidip kurulumu bitirdikten sonra ilk işim foruma masaüstü görüntüsünü atmak olacak :)

Yazdığınız yazı herkesin okuması gereken değerli bir yazı. Ben yazınızı saklayacam. İnş. başkaları da okur ve yazdığınız bu yazıdan faydalanır. Ben benden anlatmamı nasıl bu işlere karar verdiğimi soranları bu yazıya yönlendirecem. İyi forumlar.

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir